neden çekip gitmiyoruz kıyılara

sıkıntılı yorgun ve bitkin
bir gece yarısı tam çekilme vakti denizin

tuttum yaratıcılığı övdüm, oza’dan sözettim dostlarıma
birden bir kuzgun belirdi, kesti yarıda sözümü
çakmak çakmaktı gözleri ve korkunç kara
dedi kuzgun: “kim ipler be bunları! ”

“ey kuş! ” diye bağırdım
“inan yıkıyor beni senin bir insan yerine kuş olman..
katılsaydın bu mutlu işte bize
katılsaydın ikiye bölmeye yeryüzünü”
dedi kuzgun: “kim ipler be bunları! ”

“neler olmazdın düşün bir kez, büyük akıl hocası
deneyci ve makinaların tanrısı
tunç içinde yaşardın ey büyük yaratıcı
gözbebeği dünyanın, düşün bu yüce şansı”
dedi kuzgun: “kim ipler be bunları! ”

“dev makinalar yapardın
kurardın demokrasiyi ne güzel işlerdi ya hani
kurtarırdın gereksiz kral ve kraliçelerden dünyayı
yok edip o fosilleri”
dedi kuzgun: “kim ipler be bunları! ”

“ya da bir gün,” dedim
“uzaklarda ufacık bir kulüben olurdu da
incecik parmaklarıyla kirazlar yedirirdi bir kız sana..
öylesine bir yer övgüden yergiden uzak”

dedi kuzgun: “gel bir budalalığı,
sensin, varsa eğer yeryüzünün tek tutsağı
özgürsün, ama yok özgürlüğün özgür görünsen de şimdi
yarışa kalkmışsın son hızla o güçlü arabayla
ama bak direksiyonu yok ki

oza roza ya da bilmemkim yosması
ve bütün bu değişimler ne baş belası
toz toprak çamur olacaklar günün birinde
yaşam kısa öyleyse kim ipler be bunları! ”

nasıl anlatabilirim şu şom ağızlıya
yalnız ilençli sözlere açık olmadığını ağzımızın
capcanlı dudaklarımızın güzelim dudaklara
ve serin sularına da değeceğini bir ırmağın

yaşamak ne büyük bir mucize
ama nasıl anlatırsın bunu yaşamasızın birine
belki de anlatırsın
ama kim ipler bunları be!